24 Mart 2009 Salı

Konya Ankara Yolu, Etli Ekmek Mola Yeri


Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, Konya Ankara yolu üzerinde hem mola verip, hem de etli ekmek yemek isterseniz size alternatif sunmak arzusundayım. Her zamanki gibi öncelikle girizgah yapayım. Efendim mevsim sonbahar, yazın son demlerini Mersin Silifke'de yaşamışız, Mut'dan incirlerimizi, kekiklerimizi, zeytinlerimizi ve yağlarını yüklenmişiz, arabamızla Ankara'ya doğru gidiyoruz. Yola erken vakitte çıkmadığımızdan, öğlen saatleri Konya'ya denk geldi. Dedik ki şehre girmeyelim, vakit kaybetmeyelim, yoksa Havzan'ın etli ekmeği üzerine etli ekmek tanımam. Ama her havzan şubesi de bir değil ha, Havzan'daki, çardak altında masaları bulunan ilk Havzan Etli Ekmek lokantası en güzelini yapıyor. Diğerleri de iyidir, mesela Cemo da beğenilenler arasındadır, ama bence en güzeli en lezzetlisi Havzan'da. Herneyse, şehrin Ankara çıkışında, Ankara Caddesi üzerinde bir etli ekmekçi vardı, hep gözümüze takılan, sürekli bir trafiği olan, şehirden de müşterileri bol olan. Orayı gözüme kestirmiştim ne yalan söyleyeyim. Lakin, oraya gittik, siparişleri verdik, 45 dakika sonra hala fırına atılmamış olan etli ekmekler için bize "abi 20 dakikaya getiririm" diye garsonu yemek niyetine yemeden hızla çıktık. İsmi lazım değil buranın, Konya dan yeni çıktı iseniz, veya Konya'ya yaklaşıyor iseniz işte önerim: Koca Usta - MOİL Dere Petrol Dinlenme Tesisleri. Ankara yolu 80.km de bulunuyor (Konya'dan Ankara'ya doğru 80 tabi ki :) ).

Efendim öncelikle işletme sahibi Şaban ve Mustafa Usta kardeşlere teşekkür ederim. Çok canayakınlar ve misafirperverler. Az evvel anlattığım olaydan sonra iyice acıkmış ve gergin iki araba dolusu insanı gayet güzel karşıladılar, "kaç dakika da pişer", "tadı nasıl, iyi mi" gibi o an için mantıklı ama şimdi bakınca abuk olan soruları gayet mantıklı cevapladılar. Sonuç olarak ortaya etli ekmek, bıçak arası ve börek söyledik. Hepsi birbirinden lezzetli idi, etler taze ve kaliteli idi. Üzerien keyifle çayımızı da içtik, kardeşlerle muhabbet ettik. Menülerinde saç kavurma, adana kebap, balık, gözleme, tavuk şiş ve tandır da mevcut, ama biz etli ekmek adresli olduğumuzdan hiçbirini denemedik.
Uzatmayacağım, Konya'dan Ankara'ya doğru giderken, 80. kmde sağ tarafta yeralan MOİL benzin istasyonu içerisindeki bu küçük işletme, lezzetli, kaliteli, güleryüzlü ve hesaplı işletmesi ile benim ve yol arkadaşlarımın takdirini topladı, sizlere de tavsiye ederiz. Adet olduğu üzere notumuzu da verelim: 9 (Tuvaletten kırptım yine, huyum kurusun).
Afiyet olsun..

Web Sayacı

Uzun süredir devam eden blog macerama, son bir yıl kadardır ara vermiştim. Çeşitli sebepleri vardı, bir ara yazılacaklar arasında yerini koruyor. Bu sebeplerden birisi de blogcu.com un altyapı sağlayıcılığından menun olmamamdı. Çoğu arkadaşın da blogspot a geçmesini fırsat bilerek, ben de blogspota geçtim biliyorsunuz. Geçtim de, hala yerleşmeye çalışıyorum, bu sebeple sayfada bazı değişiklikler olabiliyor. İşte yeni bir öğe daha ekledim: "Kaç Kişi Var?". Bu öğede iki alt unsur mevcut, birisi eryol.blogcu.com da da varolan online blogcu sayısını gösterir bir sayaç. Onun yanında ise, bu sayfaya toplam geleni gideni gösteren bir sayaç bulunmakta. Bir iki haftadır sayaç arıyorum, bir türlü hızlı yüklenen, ticari olmayan birşey bulamamıştım. Sonunda kendi sayacımı koydum sayfaya. Hazır bir özgür yazılım paketi olan phpwebcounter ı sağdaki öğelere ekleyebilmek için javascript desteği verecek şekilde biraz bozdum, ama bence mis gibi oldu. Diyeceğim o ki, ciddi bir servis sağlayıcı değilim lakin eğer isterseniz aynı altyapıdan sizlere de sayaç atayabilirim. Çeşitli temalar için http://sayac.eryol.com adresine bakabilirsiniz.

23 Mart 2009 Pazartesi

Volkan Konak - 2009 Mimoza Albümü

Volkan Konak'a şans eseri denk geldim televizyonda, Ferhat Göçer'in programına çıkmış. Hiç sevmem program sahibini, lakin o kısa zap arasında Volkan Konak sesiyle güzel yorumuyla durdurdu beni, geri geri bastım uzaktan kumandaya. Sonuna kadar izledim, çok güzel bir programdı, tam bir müzik ziyafeti idi. Volkan Konak, son albümü Mimoza'daki şarkıları da seslendirdi, eskilerden de söyledi, başka şarkıları da kendi üslubuyla yorumladı. Kulaklarım açıldı, ruhum ise açtı, yer yer gözlerim dolarak, dinledim dinledim dinledim... Özellikle Nazım Hikmet'ten olduğunu sonradan öğrendiğim, "Hoşgeldin Kadınım" şiirini, bir parçanın peşisıra öyle güzel bir zamanlama, arka müzik ve yorumla söyledi ki, ne söylesem boş. Muhakkak o programın vidyo kaydını dinlemelisiniz.

Ertesi günü Volkan Konak'ın son albümü ne imiş diye araştırdım, Mimoza olduğunu gördüm. Hatta Mimoza Çiçeği şarkısını klip şeklinde koymuşlar, dinledim, ve tabi ardından albümü edindim. Programa göre sönük kaldı albüm, Kazım Koyuncu'dan şarkılarla, farklı şarkılar ve canlı yorumlarla bezenmiş program kadar güzel değil elbette. Ama yine de oldukça başarılı bir albüm olmuş. Sözleriyle ve yorumlarıyla derinden işliyor insana.

Albümdeki şarkılar şu şekilde:

1. GÖKLERDE KARTAL GİBİYİM
2. YALANCI DÜNYA
3. YARİM YARİM
4. KIRANDA AŞAN AYDIR
5. AYNALAR
6. KEKLİK GİBİ
7. MİMOZA ÇİÇEĞİ
8. SULAR AKAR DOLDURUR
9. TAHİR İLE ZÜHRE - HOŞGELDİN KADINIM
10. YAR

Sözleri de yazmaya niyetliyim, bir ara dinlerken klavyeye takırdatır, buradan paylaşırım.

Gastrit Atağı

Uzun zaman önce, henüz 20 yaşımda iken çekmiştim benzeri bir ağrıyı, ağrılı bir geceyi... O zaman da karnımın ağrısından sağa sola dönmüş, televizyondaki saçma yayınlarla sabahı etmeye çalışmıştım. Gece kıvranırken anam beni görüp, sabah erkenden doktora götürmüştü de, tifo çıkmıştı. İşte böylesi bir gece daha geçirtti bana gastrit atağı. Farkı, en son safra olmak üzere defalarca istifra etmem, ve evde yalnız olmamdı... Yalnızlık, hele alışık değilseniz, yaşanılan olguyu daha bir keyifsiz, daha bir şiddetli hale getiriyor ya, belki de bu yüzdendi bu rahatsızlığın beni bu kadar etkilemesi... Hanım, iş gezisinde, yurtdışında idi, anamla babam arabayla 20 dakika mesafede. Gizleyecek bir durum yoktu, paylaştım, üçü de meraklandı, sonraki akşamı da evde geçirip, kalan son geceyi baba ocağında geçirdim. Doktorun teşhisi, midemdeki eski ülser vakalarına paralel, ciddi bir gastrit atağı geçiriyor olduğum idi ve sıkı bir perhiz ile bir iki ilaç çözüm olacak idi. Bu yazıdaki derdim hastalığı anlatmak değil, benim için bu kadar sıkıntılı bir şeyin sebep oldukları. "Her işte bir hayır vardır" demişler.
  • Babamlarda kaldığım gece babamdaki rahatsızlığı farkettim ve doktora yönelttim, ciddi bir rahatsızlığın erken teşhisi, en azından bilinmesi, varlığı ortaya çıktı...
  • Bembeyaz yüzümü aynada görünce, önceki ve ertesi gecelerde yalnız kalınca, eşimi ne kadar sevdiğimi bir kez daha gördüm, özledim, kıymetini bildim...
  • Anamla televizyonda güzel bir müzik programı izledim ve uzun bir süre sonra ilk defa şarkıları içimde yüreğimde hissettim...
  • Vefasızları gördüm, gönül gözümü kapatıp akıl gözümle tartabildim, kredisi çoktan bitenleri kafamdan silebildim...
  • Yıllardır ilk defa kendimi zorladığımdan değil, canım istemediğinden, midem kaldırmayacağından bir ayı aşkındır alkol almıyorum, istemiyorum. ...
  • Sigaradan bir kez daha nefret ettim, kullanım oranımı eskinin dörtte birine kadar indirdim...
  • Bir süredir düzeltemediğim limonileşmiş bir ilişkiyi düzeltmeye vaktim, fırsatım oldu, düzeltebildim. En güzeli de bu oldu sanırım...

16 Mart 2009 Pazartesi

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün cep telefonlarına SMS mesajı

Bugün, 16 Mart 2009 Pazartesi günü, öğleden sonra cep telefonuma bir mesaj geldi. Gönderenin EGM olduğu yazıyordu mesajda, doğrulama şansım olmadığı için devam ettim okumaya:
"Sizi arayarak kendilerini kamu görevlisi oalrak tanıtan ve çeşitli bahanelerle kontör göndermenizi isteyen kişilere itibar etmeyiniz. EGM www.asayis.pol.tr - 155"
Öncelikle şunu belirteyim, yazılan konu doğru, bu şekilde insanları arayarak kendilerini polis olarak tanıtıp, çeşitli senaryolarla karşıdaki kişiyi biraz da tırstırarak kontör, para kişisel bilgileri aşırmaya çalışıyorlar. Sadece kendilerini polis olarak tanıtarak değil, üyesi olduğunuz bir kurumdan da arıyormuşçasına kurulu senaryolar da mevcut. Herkesin bu konuda dikkatli olması lazım. Karşıdaki kişinin kimliğini doğrulamadan, yani arayanın gerçekten söylediği kişi olduğunu doğrulamadan bırakın kontör gibi maddi talepleri, her türlü bilgi isteğini cevaplamamak lazım. Bilgi verilmesiyle oluşabilecek bir iki tehditi sıralaycak olursak,
1- Annenin kızlık soyadı. Hemen hemen her yer bu bilgiyi istiyor. Mümkünse resmi olarak isteyene dahi vermemek lazım. Öyle ama, Migros Klüp Kart sahibi olacağız diye, bankaların da bizleri tanımlamak için kullandıüı bir bilgiyi neden verelim?
2- Ev adresi, TC Kimlik Numarası, doğum tarihi, telefon numaraları. E tüm bu bilgileri birisine verdiyseniz (veya birisi tüm bu bilgileri ele geçirdi ise), sizin adınıza kredi kartıda çıkartabilir, şirket kurup her türlü pisliği de yapabilir. Saklayın, her isteyene vermeyin bu bilgileri.
3- Şifre hatırlatma soruları. Evcil hayvanınızın adı, ilkokul öğretmeninizin adı, vesair. Üye olunan sitelerde bu tarz hatırlatma soruları kullanıyorsanız, herbir site için farklı soru ve cevap seçeneği seçin. Seçin ki, sırf iki müzik indireceksiniz veya arkadaşlarınıza mesaj atacaksınız diye üye olduğunuz site (veya o siteyi kırmış birileri), sizin soru cevap ikilinizle başka üyeliklerinizi de ele geçirmesin. Ha bir de, soruları doğru cevaplamayın. Yani okul numaranızı, veya ilkokulunuzun adını sizi tanıyan birileri de biliyordur. Mesela Öğretmenimin adı sorusunu seçip, cevap olarak evinizin olduğu sokağı yazın. Sizden başka kimsenin tahminlemeyeceği birşey olsun.

Neyse uzatmayayım, özetle bu konuda herkesin dikkatli olması lazım. Ancak, bu yazının amacı teknik bilgi aktarmak değil. Bu gönderilen mesaj. Böyle bri mesajın vatandaşlara gönderilmesini çok yanlış buluyorum. Nedeni ise, bu mesajın gönderilmesi ile vatandaşa cep telefonundan sizinle iletişime geçebiliriz mesajı verilmiş oluyor. Bu mesajı alan bir vatandaş, mesela ben, mesaja ilk başta şüphe ile baktım. Mesajın içeriğinin aslında önemli ve doğru bir konu olduğunu gördüm. HErhangi bir yönlendirme de yapmıyordu mesaj, ayrıca bilgi de istemiyordu benden. Tek yönlü bir bilgilendirme idi, dolayısıyla gerçekten olduğunu söylediği kişi olmaması için bir sebep yok. Ama, bu işin bir de aması var. Bu kadar işkillenmemin sebebi, böyle bir iletişim metoduna alışkın, aşina olmamamdan kaynaklı idi. Şimdi bu mesaj ile iletişimin önü açıldı. Gönderenin numarasından veya herhangi başka bir şekilde gönderenin kimliğini doğrulayamayacağım bir mesajın, eğer EGM den geldiğini iddia ediyorsa gerçekten EGM den gelebileceğini biliyorum. Bu da bir ikinci mesajın, belki de bilgi isteyen, yanıltıcı bir mesajın da benim tarafımdan aynı algılanabileceğini sağlıyor.

E be kardeşim, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. İyi bir amaç için yola çıkıldığı belli ama işi daha da kötü yaptığı da ortada. Aynı yanılgıya bankalar da düşmüşlerdi. İlk başlarda gönderdikleri e-postalarda linkler vardı, o linkleri tıklayarak İnternet bankacılığı şifrelerimizi de girerek bir takım işlemleri yapmamız gerekebiliyordu (Misal, bir halka arzı duyuran e-postada, tıklanabilecek link bulunabiliyordu). Her banka değil ama bazıları bu yanılgıya düştüler, ardından kendi müşterisini e-posta içindeki linki tıklamaya alıştıran bu bankaların müşterileri, daha çok yanıltıcı sayfalara girdiler, bilgilerini ve paralarını kaptırdılar. Sonradan sonradan bankalar e-postalar atmaya başladı, biz e-postalarımızda link göndermeyiz, e-posta ile gelen linkleri tıklamayın diye. Gerçi, e-postalarda karşının kimliğinin gerçekten söylediği kişi olup olmadığını kontrol etmenin yolları var (Bakınız http://btforum.org/?p=21 ve http://btforum.org/?p=22), ama bankalarımızda bu uygulama maalesef hala mevcut değil.

Özetle diyorum ki, size gelen her türlü mesaja ve telefona kişiyi tanımıyorsanız hiçbir bilgi vermeyin, "itibar" etmeyin. İlla ki cevap vermeniz gerektiğini düşünüyorsanız, kurumunu, sicilini, telefonunu isteyin, siz onu arayın. Bazı bankalarda bunu yapıyor, biz filanca bankadan arıyoruz, önce sizi bir doğrulayalım diye anne kızlık soyadından mevzuya giriş yapıyorlar. Ulen sen kimsin, önce ben seni bir doğrulayayım, kapat arayayım senin bankanın 444lü numarasını diyorum, anlamıyorlar,uzun uzun anlatıyorum, ve ekliyorum bu konuşmalar bant kaydına alınıyor, siz aktaramazsınız, kaydı dinlesin yöneticileriniz.

Aman diyim, dikkat..

Sucuk Tava Pişirmenin Esasları

Şimdi diyeceksiniz ki haydaa, sucuk tava işte, ne esası? Lakin öyle değil. Sucuk tava dediğin hem iyi pişmeli, çiğ olmamalı, hem de fazla pişirip kuru olmamalı. Kimi sucuklar kuru oluyor, kangalı sert oluyor, kimisi ise yaş sucuk oluyor, yumuşak oluyor. E kimisi çok yağlı oluyor, kimisi az.

Efendim ben sucuk tava yaparken, kendi yağını iyice salmasını, tavaya ek yağ koymamayı isterim. Yağ atmadan pişirmeye kalkınca, bu sefer de kuruması söz konusu oluyor, elde sucuklar, ya içinize ya midenize oturuyor. İşte bunları engellemek için, doğranmış sucukları tavaya atıp, üzerlerine bir parmak kadar kaynar su ekleyin ve kısık ateşte sucukları kaynatın. arada ters çevirmeyi de ihmal etmeyin ki, bu sayede sucuklar yağlarını bıraksınlar. Su iyice çekilince, hızlıca sucukların her iki yüzünü de tavada çevirin. Mis gibi, kendi yağını bırakmış, sıcacık sucuk dilimleri sizi bekliyor. İsteyen yağına ekmek banar, isteyen de yağını bırakıp hafiflemiş olan sucuk dilimlerini sade yer.

Unutmadan, sucuk dikine doğranırsa daha bir güzel olur, ama turşunun limonla yapılamsı gibi bir gereklilik/zorunluluk değildir. Keyfe keder :)

Not: eryol.blogcu.com dan taşınıyorum, artık burada, http://blog.eryol.com adresindeyim.