31 Temmuz 2009 Cuma

Gün olur, alır başımı giderim..

Şizofrenik bir davranış imiş, günlük hayatta sıkılınca, herşeyi bırakıp tekne ile gitmek arzusu. Halbuki, ben işyerimde sıkıldıkça, bu hayata uygun olmadığımı düşünürüm, teknemde olduğum günleri hayal ederim, o günlerin biran evvel gelmesini dilerim. Hepimizin yok mudur günlük hayatta çeşitli yerlerden darbe yediğimiz, güvendiğimiz yerlere kar yağdığı günler, zamanlar? İşte bu zamanlarda hemen herkes kaçmak, uzaklaşmak istemez mi? İşte bende uzaklaşmak isterim, istiyorum. Masmavi koylarda 12 metrelik yelkenlimde olduğumu hayal ederim, yaz veya kış farketmez, doğada, denizde olmayı dilerim. Ve Orhan Veli'nin şiiri, Livaneli'nin yorumuyla gelir kulaklarıma.. Gün olur alır başımı giderim..

Gün olur alır başımı giderim, denizden yeni çıkmış ağların kokusunda,
Şu ada senin, bu ada benim, yelkovan kuşlarının peşisıra..
Dünyalar vardır düşünemezsiniz,
çiçekler gürültüyle açar,
gürültüyle çıkar duman topraktan..
Hele martılar, hele martılar
Her bir tüylerinde ayrı bir telaş..

Gün olur başıma kadar mavi..
Gün olur başıma kadar güneş...
Gün olur, deli gibi....

Herkese iyi tatiller dilerim, bir gün hepimizin hayalleri gerçek olsun..

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Agora Meyhanesi

Burası agora meyhanesi
Burda yaşar aşkların en divânesi, en şâhânesi...

Bu gece benim gecem, bu gece benim gecem
Cama vuran her damlada seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu...

Bu akşam ümitlerimi
Meze yapıp içiyorum, içiyorum, içiyor, içiyorum.

***

Böyle bir şarkı bu. Efsanevidir benim için... Askerde, ayıptır söylemesi 279. dönem Kısa Dönem Çavuş Barış Güven vardı, dostum, kardeşim, herşeyim. Onun şarkısı idi, karargah döünüşünde söylerdi hep "Cama vuran her damlada seni hatırlıyorum".. Okuyorsa bu satırları, hasretle kucaklarım onu, öperim yanaklarından kardeşimi... Çok ağırdır bu sözler aslında, bakmayın şarkı sözü olduğuna.. "Bu akşam ümitlerimi meze yapıp içiyorum" pek ağırdır, hele ki içen adam da o gün öyle yaptığını düşünüyor ise.. "Bir ilaç niyetine Bira" derim ben o kişiye canı gönülden, başkada diyecek birşey bulamam, öperim yanaklarından, olmadı sarılır ağlarım. Severim duygusal adamı çünkü. Şarkının feyz aldığı sözlere bakarsak, pek daha ağırdır. Buyrun:

Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felç olmuş köşesinden yazıyorum.
Beş yüz mumluk ampüllerin karanlığında
Saatlerdir, boş olan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum.
Tabağımdaki her zeytin tanesine
Simsiyah bakışlarını koyuyorum.
Ve, kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum...
Burada yaşanır aşkların en madarası
Ve en şahanesi.
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir,
Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
Burası agora meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil,
Bu da bir nevi namuslu serserilik.
Dışarıda hafiften bir yağmur var.
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raks ettiği,
Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada
Seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu...
Birazdan plaklarda şarkılar susar,
Kadehler boşalır,
Umutlar tükenir,
Mezeler biter
Biraz sonra,
Bir mavi ay doğar bu sarhoş şehrin üstünde
Birazdan bu yağmur da diner.
Sen bakma benim delice efkârlandığıma,
Mendilimdeki kızıl lekeye de boşver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Her şeyden habersiz onu da yıkar,
Sen mes'ut ol yeter ki,
Ben olmasam ne çıkar.
Dedim ya
Burası agora meyhanesi
Bir tek iyiliğin bütün kötülüklere
Meydan okuduğu yer
Burası agora meyhanesi
Burası kan tüküren mes'ut insanların dünyası


**

Şarkı olan kısmı ise çok kısadır, ama vurucu olanlarındandır.. Buyrun:


Burası agora meyhanesi
Burada yaşar aşkların
En divanesı en şahanesi

Bu gece benim gecem
Bu gece benim gecem
Cama vuran her damlada
Seni hatırlıyorum
Ve sena susuzluğumu

Bu aksam ümitlerimi
Meze yapıp içiyorum
İçiyor içiyorum..



22 Temmuz 2009 Çarşamba

Erkek ve Mayo ve Mahalle Baskısı

Yaz gelince başlayan bir tartışma, üstelik her yıl daha da şiddetlenen bir tartışma bu: Erkekler slip mayo giymesin - Giysin tartışması.

Ben bu işi anlamıyorum. Ben çocukken mayo giyerdik, babam da mayo giyerdi. Bu arada slip mayodan bahsetmiyorum, trunk denilen, baksır tipi donların bacağa yapışanlarından bahsediyorum. Ha çocukken slip te giyerdim. Yıllar geçtikçe sahillerden mayolar uzaklaştı, şortlu erkekler dolmaya başladı. Denedim, epey denedim hemde. Ama denizde veya havuzda, şortla yüzmek o kadar zor geldi ki, sürekli bir direnç, sürekli bir şişme hali. Mayon varsa altında, dalıyorsun çıkıyorsun, istersen su altında akrobasi yapıyorsun. Ha şortlu da bunu yapabiliyor ama daha zor.

Anlamadığım bir diğer nokta, kendi isteğimle değil, mahalle baskısı ile mayodan uzaklaştırılmaya çalışılıyor oluşum. Yahu size ne? Görüntü kirliliği imiş. Arkadaş bende tanga giyip çıkmıyorum ki, eli yüzü düzgün, kapalıca, hatları belli etmeyen mayo giyiyorum işte. Ha o kadar bakıyorsan, koy giydiğimde de görürsün, kumaş pantolon giydiğimde de. Yoksa yarın onuda mı yasaklayacaksınız, erkekler şalvar gibi pantolon giysin diye. Görüntü kirliliği diyorsan anlarım bunu, çok çirkinimdir, yağlıyımdır, göbeğim kıçım birbirine girmiştir, bunu anlarım, ama bu durum cinsiyet ayırdetmez ki? Aynı durumdaki bir bayan da bikini filan giymesin o zaman, altı etekli mayolar var ya onlardan giysin kurbağa gibi?

Neyse, bir inceleyelim bakalım, kim ne diyor, niye diyor dedim. Çeşitli yazılar var İnternet'te, hepsi de erkekte mayoya karşı. Hepsini okudum, detaylı okudum hem de. Sonuç mu? Belki bu sene giymeyeceğim mayomu, çünkü mayo giyen erkeklere bu kadar detaylı bakıldığını hiç farketmemiştim. Söyledikleri hiçbir önermeye katılmıyorum, ama bu detayda inceleniyor olmak rahatsızlık verici. Bunun adı mahalle baskısıdır. Yarın öbürgün aynı sebepten dolayı, yaşadığınız yerde tek kaldığınız için başınızı kapattığınızda, sadece haşema ile denize girebilmeye başladığınızda anlarsınız bu duyguyu.

Bir gazete yazısı var önce, http://www.tumgazeteler.com/?a=3922028. Beş bayan güneşlenirken arkadaşlarından rahatsız olmuşlar. Sonuca bağlamışlar mayo giyen erkek okurlara seslenerek: Mayo giymeyin şort giyin, mayo ile çekici değilsiniz diye (derdi çekici olmak isteyen erkekler düşünsün). Ebru Şallı'nın eşinin slip mayolu fotoğrafları ile konunun kendisine nasıl iğrenç geldiğini anlatan bir blog var http://www.salincaktaikikisi.com/2009/07/erkekler-slip-mayo-giymesin.html adresinde. Yorumları da var okuyucuların, konuyla ilgilendi iseniz okumak gerek tek tek. Bir web sayfası oluşturulmuş erkekler slip may giymesi diye: http://erkekler-slip-mayo-giymesin.istiyor.us. Çok yorum var, hepsini tek tek okuyun, böyle düşünüyorsanız da sebeplerinizin aynısını bulacaksınızdır. Ha farklı bir sebebiniz varsa buarda yazanlardan, bir yorumda siz yazın bakalım, neysmiş farklı olan sebebiniz? Çeşitli sözlük çalışmaları var http://www.antisourtimes.com/slip%20mayolu%20erkekler.html , http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=slip+giyen+erkekle+boxer+giyen+aras%C4%B1ndaki+farklar , http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=slip+mayo , http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=slip+mayo+giyen+erkekler . Son olarak, bu yazıyı yazmama sebep, severek takip ettiğim Gergin Blogcu'nun son yazısında slip mayo ile ilgili cümlelere takılmış olmam, ve ardından yorumlara baktığımda YEC'in ve Alpernatif'in de takıldığını farketmiş olmam. Bende görüş bildireyim dedim, yazıya döndü.

Giymesin diyenler, niye giymesin diyor, önce onu inceleyelim. Giyilmesin diyenlerin cümleleri:
1. Herşey ortaya çıkıyor, başkalarına niye gösteriyorsun, o herşey bana ait (Erkeğin kız arkadaşı, sevgilisidir bunu söyleyen, başka bir erkekse zaten kaç hemen).
2. Görüntü kirliliği oluşuyor, içim kalkıyor. Kaslı erkekler giyebilir, ama göbekli erkekler giyerse midem bulanıyor.
3. Slip mayo yüzücüler içindir, profesyonel yüzücü değilsen giyme.
4. Yanıpta ne yapacaksın, bikini defilesine mi çıkacaksın? Tamam haşema giyme ama orta karar uzunlukta şort giy işte.
5. Götü göbeği saldık, mayo giyince yağlarım ortaya çıkıyor.

Cevap veriyorum.
1. Kuruntu/kıskançlık yapıyor olmayasın sakın? Yani adamın amacı göstermek değildir, öyle seviyordur, rahat ediyordur? Amaç göstermek ise, adamın gözü dışarıda demektir kızım, sen herifin mayosuna bakana kadar kendi üstüne başına bakta adam sana geri dönsün.
2. Doğrudur, saygı duyarım. Ama bu kural işleyecekse, cinsiyet ayrımı yapılamadan işlensin. Daha geçen hafta sonu yaşlı bir teyzenin giydiği elbiseden fırlayan sarkan memelerini görmek zorunda kaldım. Ayrıca plajlarda onlarca şişko kadın, göbekli kadın var bikini, mayokini giyen. Onlarda kalksın. Hatta manken olmayan kaç bayanın selüliti yoktur? Azdır dimi? E selülitli bir bayan önümde güneşleniyorum diye dönüp duruyorsa benim de midem kalkar, oda yasaklansın. Hepimiz haşemayla girelim, bu mudur?
3. Denizde rahat yüzmek isteyemez miyim? Tenisçi değilsen niye giyiyorsun o tenis kıyafetini? Örneği çoğaltılır, basket, futbol kıyafetleri, formaları giyilmiyor mu ortalıkta? Ha onlar başka mı diyorsun? E seninde amacın başka, karıştırma o zaman yüzücüyü de kıyafetini de, görmek istemiyorum de, bir üst maddeye yönlendireyim seni.
4. Şimdi bunu söyleyen arkadaş. Bayansan sen niye yanıyorsun? Veya yüzüstü yatıp ta bikininin arka kopçasını açıyorsun, ipinin izi kalmasın diye? Bizde bacağımız güneş görsün istersek niye suç oluyor? Erkek isen, e sana ne be kardeşim.
5. Delikanlı adammışsın, kendine yakıştırmıyorsan giymezsin elbette.

Cevaplar çeşitlendirilir. Ama rahatsızım sevgili okur, evli barklı adamım, dışarıda gözüm yok çok şükür, çok da rahatsız edici bir fiziğim yok, e niye millet benim götüme başıma bakıyor anlamıyorum sevgili okur? Yoksa çok mu göbekliyim? E göbekte şortun üstünde kalıyor yahu, göbeğime kadar mı çekmeliyim şortu? Denize girerken hızla girip, çıkınca hemen havluya sarınma ihtiyacı duyuyorum artık. Ne yapmalı, kuik silvır şortu mu giymeli? Acaba...

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Afyon ve Sucuk


















Afyon'da duyulan mutluluk, Ankara'dan uzaklasildigi icin midir, sucuk
ekmek ve Afyon kaymak sekerinden mi? Sanirim her ikisi de ;)

10 Temmuz 2009 Cuma

Ayrilik...

9 Temmuz 2009 Perşembe

aldım kabul ettim

Keşke bir şansım daha olsaydı.. Buna karşıyım ben. Hatta "Keşke" kelimesine toptan karşıyım. Birşeyler olmuş, bazı tercihler yapılmış, sonradan "keşke şöyle yapsaydım", "keşke şöyle olsaydı" yaklaşımı sadece insanın kendini üzer. Baştan iyi, düzgün adımlar atmalı insan, sonradan "keşke" demeyeceği, veya attığı adımların arkasında durmalı, "keşke" dememeli, belki kendine ders çıkarmalı, ama "keşke" dememeli.

Bu "keşke"lerin bir başka yönü daha var, kadere isyan. "Keşke o gün sokağa çıkmasaydım, şimdi herşey farklı olurdu", "keşke öbür iş teklifini kabul etseydim, şimdi farklı bir hayatım olurdu".. Farklı bir hayatın olacağı kesin de, hangisinin daha iyi olacağını nereden biliyorsun ey aklı evvel? Birçok olay insanın hayatına yön verir. Misal, ben ÖYS zamanında, sınavdan bir gece önce doldurdum tercih formunu (Evet, bizim zamanımızda ÖYS vardı, tercih formunu doldurup sınava öyle giriyordun), yattım, sonra uykum kaçtı, kalktım, babamla konuşup son tercihimi değiştirdim (ki zaten 7 tercih yapmıştım). Uykum kaçmasaydı, devirip uyusaydım horul horul, şu anda tamamen başka bir hayatım olacaktı. ODTÜ Fizik mezunu olacak idim, uyusaydım ne olacaktı sorusuna verebileceğim tek cevap bu, başkasını bilemem zaten. Son dakikada BİDB'ye işe girişimi anlatmıştım önceki yazılarda, o gün mesela cep telefonum olmasaydı ki yaygın bir teknoloji değildi o kadar, başka bir işte çalışıyor olurdum. Her işte bir hayır vardır.

Neyse, kelebek etkisi kavramına girmek istemiyorum burada, çok "keşke" kullananlara ve sürekli geçmişi düşünüp "öyle mi yapsaydım, böyle yapsaydım ne olurdu" diye düşünenlere söylemek istediğim şu, bu kadar mevcut durumu sevmemek, hayatı sevmemek iyi değil, geçmez ömür, bitmez hayat. Kabullenmek lazım gerektiğinde, "halamın t.şşakları olsaydı, amcam olurdu" hesabına girmemek lazım. Madem ağzı bozduk, iki atasözü daha söyleyeyim tam yeri gelmişken, "öpülmüş dötün davası olmaz". Ha nedir, bi daha öptürmemek için ders çıkartırsın kendine. Bir de "giren şemsiye açılmaz", sen farkettiğine göre şemsiye girmiştir zaten, kasma, girdiği gibi çıkar. Düşünüp duruyorsun ya hani "şunu yapmasaydım, bu şemsiye bana girmezdi" diye, e belki de o şemsiyenin sana girmesinde hayır vardır, bilemezsinki onu...

Kabullenmek, dünyanın en zor işlerinden birisi ama. Başardığında insan, olgunluk oyununda bölüm sonu canavarını yenip bir üst seviyeye çıkmış oluyor. Alışmak sevmekten daha zor geliyor demiş ya Sezen, alışmaktan kastedilenin bir ayrılık sonrası kabullenme olduğunu düşünmüşümdür ve hep bu cümlesine takılmışımdır şarkının, takibeden sen yoksun kollarım boşluğu sarıyor un da etkisiyle. Acı verici bir şeyi kabullenmek çok zor, bu bir ayrılık olabilir, bir gerçek olabilir, tek ortak nokta kalbinde açtığı yaradır. İki insan arasındaki ayrılık bile çeşit çeşit değil midir? Dostça, muhabbetle ayrılanlar; kavga dövüş ayrılanlar; birbirlerini aldattıkları için ayrılanlar; severek ayrılanlar; nefret ederek ve kendine bunca zaman için küfrederek ayrılanlar; elden birşey gelmeyen ayrılıklar (ölüm); zaten başlayamadan ayrılanlar. Bu iki insanın illa karşı cinsten olması gerekmiyor sevgili okuyucu, iki dost, iki iyi arkadaş da olabilir bunlar. Sevgili kelimesi, illaki sonu yatakta biten ilişkilerin kahramanlarına denilmez, iki iyi arkadaş, iki gerçek arkadaş, birbirlerini sever (bak şimdi, bizim medyamızda küfür ve argo kelimelere karşı uygulanan politikanın bir sonucudur bu, şarkılarda bile herkes birbirini "sever", "bu gece gel sev beni" filan der, e sonuç olarak bu oldu, sevmek fiilinin içi boşaldı (veya fena doldu), yakında onu da yasaklarlar televizyonlarda).

Zor, gerçekten zor. Heleki o ayrılan iki insan birbirini sürekli görüyorsa. İşte yeni bir başka kavram, görmek, görüşmek artık dijital ortamda. Bugün facebook a girip herkesin durumunu görebiliyorsunuz, istediklerinizle görüşebiliyorsunuz da. Görüşmeyi tercih etmesen bile, her gün ayrıldığın kişiyi görmek, kabullenmeyi zorlaştırır. İki gün üç gün iyiyim dersin, sonra birden karşı tarafın o günkü durumunu (giydiği birşey, gittiği bir yer, vs) görüp yıkılırsın, dağılırsın. Onun için en azından başlarda görüşmemek lazım, tatile mi gidilir, bilgisayar mı kapatılır, artık orası görüşmenin çeşidine kalmış.

Neyin iyi neyin kötü olduğunu görebilmek için bütünü bilmek gerekir ki hayat sözkonusu olduğunda bütünü görebilmek, ancak, varsa öte dünyada mümkün olacak. Dolayısıyla, belki kadercilik diyeceksiniz ama, her işte bir hayır vardır felsefesini çok atlamamak gerek. Sen aklındaki doğrunun olması için elinden geleni ve hatta fazlasını yaptığına inanıyor musun, önemli olan o. Gerçekte o aklındakinin olup olmayacağı da değil söylemek istediğim, sen bunun olması için elinden geleni yaptın mı, veya o veya bu sebepten artık bu yoldan dönmek, daha fazla uğraşmamak gerektiğini mi düşünüyorsun. Eğer böyle düşünüyorsan, o zaman geriye birşey kalmamış yapacak, oturup kabullenme sürecine girmek lazım. Çok acı aslında bu cümleler, her olay için herkes için çok acı, ama böyle düşünüyorum ben, olaylardan tamamen bağımsız olarak.

İşin diğer tarafı da var elbette, kaderci olmamak, inandığın şeylere karşı direnmek kesinlikle lazım. Yoksa insan özgürlüğünü kaybeder, ruhunu kaybeder, hayatın amacı kalmaz, iki ucu açık bir boru haline gelir, bir taraftan yemeğin girdiği diğer taraftan atıkların çıktığı. Onun için bu soru önemli: "Aklındakinin olması için elinden geleni yaptın mı, veya o veya bu sebepten artık bu yoldan dönmek, daha fazla uğraşmamak gerektiğini mi düşünüyorsun". Bu aşamaya gelene kadar direnmek lazım, yanlış anlaşılmasın, ama bu aşamada isen, yapacak birşey kalmadıysa, kabullenmeyi de düzgünce yapmak lazım, yoksa insan yıpranır. Teslimiyet değildir bu, hayatın geri kalanını düzgün yaşamak adına kapatılan bir kapıdır belki.

İki bağlantı vereyim bu aşamada, başkalarının görüşlerini de bilmek lazım:

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kabullenmek

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kabullenmeyi+%C3%B6%C4%9Frenmek&nr=y&pt=kabullenmeyi+ogrenmek


Son olarak diyeceğim o ki, ortada bir sorun varsa, çözülemiyorsa, çözülmesi için yapılacak birşey kalmamışsa veya yoksa, olduğu gibi kabullenmek lazım. Sözkonusu sorun bir kişi ise ve yürekten çıkartılamıyorsa o kişi, yüreği genişletmek, ona da yer açmak lazım, çıkartmak değil. Kalbi geniş olmak lazım yani, bunu yapabilmek lazım. "Kalbinde yer yoksa güzelim, farketmez ben ayakta da giderim" kamyon yazısında olduğu gibi, durumu olduğu gibi kabul edip, sana biçilen rol ne ise ona devam etmek lazım. Ne güzel demiş Bülent Ortaçgil, Anlamak Çözmeye Yetmez.. Şarkının sözlerinden alıntılar:

Gece gelmiş yatağım boş
Sen uzaktasın ben uzanmış
Anlamak çözmeye yetmez
Zaman geçmez sabah gelmez

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye
seni böyle istiyorum diye,
Bulamadım...


----

Bülent Ortaçgil'in bu güzel şarkısını, Neredesin Firuze filminde Müslüm Gürses'in yorumuyla dinlemiştim ilk. Filmin konsepti gereği şarkılar türüne aykırı sanatçılarca icra edildiğinden, şarkıların orijinallerini de aradım buldum. Güzel bir şarkı, hem Müslüm Gürses yorumuyla, hem de Ortaçgil yorumuyla. Tüm sözleri:

Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz
Anlaşılan alışmışım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Bir verdiysem iki almışım
Sensiz olmaz
Aşk bir dengesizlik işi
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Dengeye dönüşen bir sevgi
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım

Yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Hep tekdüze, herşey dümdüz
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, huzursuz
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım

Gece gelmiş, yatağım boş
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Sen uzaktasın, ben uzanmış
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, biraz huzursuz
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım

İçim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız..

"postmodern dünya ve postmodern ilişkileri... postmodernizm ile ayyuka çıkan "tüketme" hali ya da kavramı her haliyle insan hayatını esir almış durumda...hayatlar işgal altında... kocaman alışveriş merkezlerinde çılgınca alışveriş yapan insanlar hatta bu merkezleri sosyalleşme alanı olarak kullananlar... sadece tüketmek, üretim kaygısı olmadan...ve değişime açık olan insanoğlu, bu yeni düzene de hemen ayak uyduruverdi... etrafıma bakıyorum da ne kadar basit, ne kadar yüzeysel herşey..." Yaşa, tüket ve hatta yok et"... bu kadar mı kolay elde edilebilir bir duygu hali ki sevgi, bu kadar kolay vazgeçilebiliyor... sevmek yada sevilmek, dokumak, dokunulmak bu kadar mı sıradan... yaşadığın güzelliği sürdürme çabası neden yok? " bu olmadı, lütfen bir diğerini denemek istiyorum!" eskimez mi insan yüreği? Kaç sevdayı kaldırır bir yürek?"

Dedi genç kız, sakince ama yüzüne yansıyan içindeki acıyı saklayamadan. Oğlan, konuşmaya başladı, sesi titrek, gözleri nemli: Acıyı kimse haketmiyor bence dünyada, özellikle insanların birbirine yaptığını. Aynı savaşlarda ölen insanlar gibi, aşk acısı, kalp acısı da tamamen insanların bir ürünü, insanın insana yaptığı, veya insanın kendine yaptığı bir şey.

Umarım her ikinizde mutlu olursunuz, tek dileğim budur.. dedi, dışarıdan bir ses, ve inceden bir şarkı mırıldanmaya başladı, giderek uzaklaşarak kendi yoluna, kendi dertlerine doğru...

Bozburun
Boz taşlar önümüzde
Cebimizde yalnızlık var
Şu dümdüz büyüyen gecede
Tek dostumuz yakamozlar

Kimsesiz koylar ortasında
Herbiri başka siyah bu dağların
Güneşi yolladık bütün renklerle
Oyuncağıyız artık alışkanlıkların

En küçük bir ses bile sanki gökgürültüsü
İçim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız
İçim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız

Kokuların şarkısı başlar ( .taray raray raray .)
Ne çocuk sesi ne kent uğultusu gelir
Miş'li geçmişte sorunlar saklanır
Aya dokunmanın tam zamanıdır

En küçük bir ses bile sanki gökgürültüsü
İçim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız

Gece giderek yayılmaktadır
Yıldızlar herkese göz kırpmaktadır
Güzellikler paylaşılmak ister
Sevdiğim uzakta, belki uyumaktadır

En küçük bir ses bile sanki gökgürültüsü
İçim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız...
Bülent Ortaçgil

7 Temmuz 2009 Salı

ne böyle senle, nede sensiz.. yazık, yaşanmıyor çaresiz..

Günün şarkısı.. Bundan sonra, ara ara günün şarkısı seçip sözlerini yazacağım. İşte bugünün şarkısı, Sezen Aksu'dan geliyor. Anısı çoktur bu şarkının bende, askerde karargahta düzenlenen gece film seanslarından dönerken Barış kardeşimle girdiğimiz melankolik havada bu şarkıyı okurduk.. Çeşme'de, Karafaki'de bu şarkıyı isterdik, yürek yangını ile... Her nakaratında ayrı bir anlam, ayrı bir dünya yatar... Sezen'in buğulu sesi ile apayrı bir dünyaya sokar ki, eski Yeşilçam filmlerinden mutsuz sonla biten, ayrı dünyalardan olan, kavuşamayan çiftlerin hikayesine dalar insan, çıkması zor... Buyrunuz, an itibariyle elimde kadehim, dinleyerek yazdığım sözleri...

Ne böyle senle ne de sensiz
yazık yaşanmıyor çaresiz
ne bir arada ne de ayrı
olmak imkansız hiç sebepsiz..

Ne hayalerle ümitlerle
mutlu olmaktı dileğimiz
suçlu ne sensin ne de benim
şimdi sensizim sen de bensiz

Bir an gelipte küllenince
yüreklerimiz dinlenince
başka sevgilerde teselli bulunca
işte biz o gün düşüneceğiz..

etrafımızı sarıverecek
bir boşluk ki asla bitmeyecek
herşey bir anda anlamsız gelecek
işte biz o gün tükeneceğiz....

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Traş

Traş canlandırıcı bir şeydir sevgili okuyucu, İngilizce rifreşing denilenden. Traş derken, sakal traşından bahsediyorum, lafla olanından değil. Zaman zaman zul görülsede sakal traşı, ben her zaman keyif almışımdır. Çocukken traş olan babama özendiğimde kızardı, ileride istemediğin kadar traş oalcaksın, ne kadar geç o kadar iyi diye. Evet, askerlik esnasında günde iki kere (sabah ve öğlen) traş olmak zorunda kalan, metabolizması uzayan kılları beslemeye adanmışları görünce anlamıştım aslında ne kadar da sıkıntılı olabileceğini.

Efendim yazımın konusu, bir süre önce söz verdiğim, traş olmanın esasları üzerine. Giderek sertleşen sakallar ve yıpranan cilt, sakal traşlarını giderek çekilmez hale getirmeye başlıyor. Ve her gün traş olmak, cildi yıpratıcı bir hal almaya başlıyor. İşte bu durum canımı sıktığı için bir süredir çeşitli ürünleri deniyorum, nasıl daha rahat, daha keyifli traş olunur diye. İşte keyifli ve yumuşacık bir traşın esasları:

  1. Traş Fırçası. Evet, traş fırçası şart. Çünkü fırça ile köpüğü, kremi, jeli her ne kullanıyorsanız onu yüzünüze yayarken, hem masaj yapar hücreleri canlandırır, hem de malzemeyi sakalların arasına iyice yedirir, kayganlaşmayı artırır.
  2. Arko Traş Sabunu. Bırakın o nemlendiricili köpükleri, kayganlaştırıcılı jelleri. En güzel traş malzemesi, Arko Traş Sabunu. Kendinden kremli, dilediğince köpürtülen, mis gibi sabun kokulu, en güzel yüz ve sakal yumuşatıcı buldum kendisini.
  3. Sıcak su. Güzel bir traş için sıcak su şart. Bunu kıymetini de yine askerlik zamanında sakalları soğuk suyla katır kutur diye keserken anladım. Şart. Kesin.
  4. Krem. Örneğin, Nivea After Shave Balsam. Kullanımı için okumaya devam edin ama, adı gibi kullanmayacağız bu yumuşatıcı kremi. Bu arada, Lush firmasından Ambrosia diye bir ürün var, paraya kıyarsanız bu da oldukça başarılı bir ürün, oldukça keyifli traşlar sunuyor.
  5. Traş bıçağı. Bu konuda öyle ekstra tutucu değilim, oynar başlıklı döner bıçaklı filan şeyleri çok kullandım, hiçbir faydasını görmedim. Kullan at tipi, iki üç bıçaklı pahallı olmayan traş bıçakları gayet başarılılar. Daha ucuz olanları, daha az traş olmanızı sağlıyor, traş başına düşen maliyet ise aynı. Benim tercihim Gilette Blue2.
Efendim gelelim traşa. Öncelikle gözaltı gibi jilet değmeyecek yerleri temizleyin, yüzünüzü yıkayın. Hatta sabah duşu alma alışkanlığınız varsa, duş sonrası traş çok daha keyifli olur. Sıcak suyu hazırlamaya başlayın, kombi vesair sistemler için önce musluktan epey bir akıtmak gerekir ya, başlayın akıtmaya. Ha bana su tasarrufu filan demeyin, tasarruf isteyen gitsin makinayla biçsin yüzünü, bu yazının konusu keyifli traş. Su kaynar akana kadar, ayna karşısında kreminizi bolca alıp yüzünüze yedirin. Evet, sakallı, traş olmamış yüzünüze traş sonrası yumuşatıcı kremi bolca sürün ve yedirin. Kaynar suyu görünce, traş sabununu ve fırçasını önc eiyice kaynar su altında tutarak ısıtıp, ardından birbirine sürterek köpürtün. Mis gibi sabun kokuları burnunuza gelsin, sonra kremli yüzünüze o sıcacık köpüğü fırça ile sürün. Bol bol fırçalayın yüzü, soğudukça ucundan sıcak suya değdirip yeniden ısıtarak. Etraf biraz köpük olacaktır, sıçrayanlardan dolayı ama önemsemeyin. iyice köpüren yüzünüz traşa hazır hale geldi, ama sıcak suyu kapatmayın, aksın orada o. Traş olurken, önce her iki yanak favorilerden itibaren alınır, sonra keçi sakal bölgesi alınır. Sebebi, keçi sakal bölgesinin daha sert sakallara sahip olması ve daha uzun sire köpük altında bırakılınca daha fazla yumuşaması. Bizim uygulamamızda pek öyle bir dert yok, yüzümüz ve sakalalrımız pamuk gibi oldular, istediğiniz gibi kesebilirsiniz. İki şartla: Her jilet darbesinden sonra jileti akan kaynar suya tutun, hem temizleyin hem ısıtın. Ayrıca, asla sakalları tersten almayın, gerekiyorsa iki sefer traş olun, belki çıkma yönüne 90 derecelik açıyla bile olabilir ama asla ters almayın.

Efendim, sıhhatler olsun, mis gibi kokular içinde, yumuşacık bir yüzünüz ve cildiniz oldu :)

5 Temmuz 2009 Pazar

Bir Alaçatı Oteli - A Hotel at Alacati : Antik Motel

Efendim, mekanlar kategorisine sığar mı bilmem ama, bu sefer bir otel tanıtacağım size. Antik Motel, Alaçatı'da, şirin, güzel, kaliteli bir otel. Genel fiyat taraması yapıldığında da ortalamanın altında kalan fiyatları ile dikkat çeken Antik Motel, tipik bir Alaçatı oteli. Leziz kahvaltısı ve muhabbetli sahibeleri var, ayrıca Alaçatı merkezde bulunması ve sörf okulları ile anlaşmalarının olması, Alaçatı oteli olarak hem sörf amaçlı hem de Alaçatı-Çeşme ziyaretlerinde keyifle konaklanılacak bir mekan olmasını sağlıyor. Unutmadan söyleyeyim, ücretsiz wireless servisi de var, o güzel bahçede veya odalarda İnternet'e de bağlanabilirsiniz. Kısa bir süre sonra, kendi çektiğim fotoğrafları ve deneyimlerimi aktaracağım. Ama bu sene Alaçatı'da yapılacak olan rüzgar sörfü 2009 PWA Dünya Kupası kapsamında yurda gelecek olanlar için, İngilizce de bir iki kelam edelim.











A Good Alternative for Accomodation at Alacati: Antik Motel

I don't know if it fits into my "Places" category, but I'll introduce you a nice hotel, located at Alacati: Antik Motel Alacati. Antik Motel is one of the hotels at Alacati, actually the cutest place for accomodation at Alacati. Antik Motel has high quality rooms and delicious Aegean breakfast with reasonable prices which makes Antik Motel the best choice of mine within Alacati hotels, Cesme, İzmir. In addition, hotel guests have special discounts for ASPC surf school and for Makah Beach (beach club and restaurant). No matter what is your reason, windsurfing, visiting the Alacati, Cesme, or for "2009 Pegasus Airlines PWA World Cup, Alacati, Turkey"; if you are looking for accomodation at Alacati, you should give a chance to Antik Motel Alacati, its a good hotel at Alacati.